doğa tarihi müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa tarihi müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010 Çarşamba

KEMİK ÜRETİMİNDE YENİ METOD: İPEK


Dişlerimiz ve kemiklerimiz vücudumuzdaki en dayanıklı dokulardır. Fakat en ilginç kısmı bu yapıların içlerinin boş olmasıdır. Örneklendirmek gerekirse; dişlerimizi ve kemiklerimizi, içleri oyulmuş borulara benzetebiliriz.

Peki, bir sandalyenin üzerinde ağırlık taşımasında yardımcı olan bacaklarını düşünelim. Sandalyenin taşıyacağı ağırlık, bacakları ne kadar kalın ve ağır bir ağaçtan yapılmışsa o kadar artar. O halde, içleri boş olan dişlerimiz ve kemiklerimiz nasıl olup da kırılmamakta ve ortalama 60 – 70 kg’luk bedenleri de 120-150 kg’luk bedenleri de aynı kolaylıkta taşımaktadır?

Bunun en önemli nedeni, bu yapıların sahip oldukları tasarımdır.

Kemikler içleri dolu olmamasına karşın, dokusu adeta iç içe geçerek örülmüş bir kafes gibidir. Bugün bina inşaatlarında üst üste dökülen tonlarca betonun çökmemesinin nedeni de, beton dökmeden önce kurulan tel kafeslerdir. Yalnız, burada unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Kemiklerimizdeki kafes sistemi, inşaat sisteminde kullanıldığı kadar basit değildir. Çok daha karmaşıktır. Burada örülü bulunan kafesler, milimetrenin milyonda biri bir alana sığdırılmış iç içe geçmiş milyonlarca kalasa benzetilebilir. Bu kafes sistemi sayesinde, kemiklerimiz hem taşıyabileceğimiz kadar hafif; hem de vücut ağırlığımızı kaldırabilecek kadar kuvvetlidir. Eğer kemiklerimizin içi bu kafesli yapı ile donatılmamış ve tamamen bir dolgu malzemesi ile dolu olsaydı; en ufak attığımız bir adımda bile ayağımızı yere basarken vücudumuza uygulanan basınç bacaklarımızdaki kemikleri un ufak eder; bizi sakat bırakır ve her adım atışımızda kullanmamız gereken kuvvet adeta bir ton kaldırıyormuşçasına bizi zorlardı.

Dişlerimizde ki durum da bir o kadar karmaşıktır.

Dişlerimizdeki yapıda, dayanıklılığı sağlayan özellik; diş minesi olarak bilinir. Diş minesi, dışarıdan son derece pürüzsüz görünmesine karşın, yüzeyinde milyonlarca küçük çatlak bulundurur. Normal şartlar altında, yüzeyinde çatlak bulunan bir sistemin hemen parçalara ayrılması gerekirken; diş minesinin yüzeyindeki çatlakların 1 tane ile sınırlı olmayıp milyonlarca olması çok önemlidir. Çünkü bu milyonlarca küçük çatlak, yemek yerken çenemiz tarafından dişlerimize uygulanan basıncın diş yüzeyinde eşit olarak dağılmasını sağlar. Ve bu sayede dişi dayanıklı kılar.

Görüldüğü üzere, dişlerimizin ve kemiklerimizin yapıları son derece dayanıklı ve sağlam tasarımlardır. Bu nedenle de, bugüne kadar ulaşılabilmiş hiçbir teknoloji ile taklit edilememiş ve orijinaline yakın kalitede kullanılabilirliğe sahip protezler üretilememiştir.

Bu yüzden de, araştırmacıların bu dokuların yerini alabilecek alternatif çözümler üzerindeki çalışmaları günümüzde devam etmektedir.

Doğadaki teknolojinin yerini alabilecek, en kalıcı yöntemlerin yine canlılar üzerindeki teknolojiler olabileceğinin farkına varan araştırmacılar, şu an ümit vaat eden bir proje üzerinde çalışıyorlar.

Doğadaki diğer en dayanıklı malzemeler olarak bilinen örümcek ağı ve ipek, bu projenin ana fikri.

Tufts Üniversitesi’nden Prof. David Kaplan, ipeği çekme ve sıkıştırmaya karşı çok dayanıklı olması nedeniyle tercih ettiklerini söylerken; ipeğin ve örümcek ağının biyolojik olarak insan vücudunda kullanıma uygun olma özelliğinin de umut verici olduğunu dile getiriyor.

Yüksek ısıya ve canlı içerisindeki koşullara dayanıklılık gösteren bu malzemeler, parçalandıklarında da zararsız amino-asitlere dönüşüyor.

İnsanda kemiği oluşturan kemik matrisi, hidroksiapatit ve kolajenden oluşuyor ve kemik hücreleri tarafından doldurularak kemik ve kemiksi dokular oluşturuluyor.

Araştırmacılar kemik matrisini ipek proteininden oluşturarak, etrafını da kemik iliğinden alınan kök hücrelerle doldurup, insan kemiğine çok benzer yapılar elde edilebiliyorlar.

Kolay temin edilebilen bir malzeme olduğu için gelecekte yaygın olarak kullanılabilir olmasıyla da tercih ediliyor.















16 Ağustos 2010 Pazartesi

NTV BİLİM DERGİSİNİN AĞUSTOS İTİRAFLARI

Hem televizyon kanallarında hem de aylık bilim dergilerinde düzenli evrim propagandası yapan NTV, televizyonda evrimi anlatan belgeseller gösterirken, yayınladığı dergide ayağı fosillere takıldı.

İŞTE NTV’NİN AYAĞINA DOLANAN FOSİLLER:

HABER 1 - NTV BİLİM AĞUSTOS 2010 SAYFA 17

2,1 MİLYAR YILLIK YAŞAM

Gabon’da, 2008’de bulunan çok hücreli organizmalara ait 250’den fazla fosilin 2 milyar yıldan daha yaşlı olduğu anlaşıldı. Yeni saptama, çok hücreli canlıların 600 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair bilgileri kökünden değiştiriyor.


Dünya üzerindeki yaşam 3,5 milyar yıl önce, ilkel prokaryotlarla kendini göstermişti. 600 milyon yıl önce gerçekleşen Kambriyen Patlaması’yla birlikte, bir çekirdeğe sahip olan ökaryotik tek hücrelilerin ve atmosferdeki oksijen yoğunluğundaki artışa bağlı olarak daha karmaşık yapı ve metabolizmaya sahip çok hücreli organizmaların ortaya çıktığı düşünülüyordu.

Fransa’daki Poitiers Üniversitesi’nden Abderrezak El Albani önderliğindeki çok uluslu araştırma ekibi, farklı boyut ve şekle sahip 250 kadar fosilden 10-12 cm büyüklüğündeki 100 kadarını detaylı bir şekilde inceledi.

Nature’da yayımlanan çalışmaya göre fosillerin sergilediği karmaşık yapı, boyutları, bunların tek hücreli prokaryotik ya da ökaryotik canlılar olma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Fosillerin keşfedildiği alandaki çökelti yapısı, söz konusu organizmaların 20-30 metre derinlikteki sularda yaşadıklarını gösteriyor.

Organize yaşamın başlangıcını 1,5 milyar yıl geriye götüren bulgu, hücrelerin tek-hücreli organizmalardan çok daha karmaşık ve büyük yapılar oluşturmaya Kambriyen Patlaması öncesinde, yani sanılandan çok daha erken başladığını gözler önüne seriyor.

Kaynak:

Nature,466, 100-104 (2010) www2.cnrs.fr/en/1753.htm



HABER 2 –NTV BİLİM AĞUSTOS 2010 SAYFA 20



KADANUUMUU YÜRÜYELİ ÇOK OLDU



Yeni fosiller, hominid adı verilen insansıların dik yürüme becerisini 400 bin yıl geriye götürdü. Etiyopya, Afar’da bulunan fosiller 3,6 milyon yıl önce yaşamış Kadanuumuu’ya (Afar dilinde “koca adam”) ait. Kadanuumuu 3,2 milyon yıl önce yaşamış en meşhur Australopithecus afarensis “Lucy” ile aynı türden. Lucy’nin 106 cm’lik boyuna karşılık Kadanuumuu 167 cm. bacakları daha uzun ve dik yürümeye, hatta koşmaya uygun. Afar’daki araştırmayı yürüten Cleveland Doğa Tarihi Müzesi’nden Dr. Yohannes Haile-Selassie, Kadanuumuu’nun bacak kaslarının leğen kemiğine modern insandaki gibi bağlandığını belirtiyor. Bu da tek ayak üzerinde durarak denge sağlamak gibi, dik yürümek için şart olan ve şempanzelerde olmayan bir beceriye sahip olduğunu gösteriyor.

Kemiklerin boyutları, iki milyon yıl sonra yaşamış Homo erectus’unkilerle aşağı yukarı aynı. Köprücük kemiği ve kaburgaları da şempanzedekinden farklı.

Geçtiğimiz yıl keşfedilen ve “Ardi” adı verilen 4,4 milyon yıl önce yaşamış Ardipithecus ramidus, dik yürüme becerisine sahip olmakla birlikte, ağaçlara tırmanmaya elverişli ilkel özellikler taşıyordu; kavramaya elverişli bir ayak başparmağı gibi.

Kaynak: http://cmnh.org/site/ResearchandCollections/PhysicalAnthropology/Announcements/Kadanuumu.aspx