üstün yaratılış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üstün yaratılış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2009 Salı

BAL KARINCALARI MUCİZESİ



Bal karıncaları, yürüyen bir bal kavanozuna benzeyen çok ilginç canlılardır.

Kurak ortamlarda yaşayan bu karıncalar, yağmurdan sonra kısa ömürlü bitkilerden çıkan çok sayıdaki nektarı mükemmel bir şekilde depolarlar.

Çıkan nektar normal ihtiyaçtan fazla olunca da, her zaman yemek bulmak mümkün olmayan çöl koşullarında yiyeceklerini israf etmeyip kavanozlara doldururlar.

Kolonideki bazı belirli karıncalar, diğer karıncalar tarafından nektarlarla beslenir. Gereğinden fazla beslenen bu karıncaların karınları gitgide şişmeye başlar. Adeta iri bir üzüm tanesi boyuna erişir.

Kuraklık süresince, içi nektar dolu olan bu karıncalar artık vakumlu bir kavanoz görevi görecektir.

Karınları dolu karıncalar, yuvanın içerisinde asılı olarak dururlar ve karınlarındaki kasları kasarak işçi karıncaları beslerler.

Nektarları tükendikten sonra ise, normal boyutlarına geri dönerler.

Burada düşünülmesi gereken çok önemli bir nokta vardır. Herhangi bir canlı, bir anda ve gereğinden fazla miktarda yediğinde çatlayarak ölür.

Bir insan, dünyanın en lezzetli yemeklerinden bile bir anda en fazla bir tabak yiyebilir. Daha fazlasını yemeye çalıştığında, vücudu tepki göstermeye, midesi bulanmaya, şekeri çıkmaya, tansiyonu yükselmeye, karnı ağrımaya başlar.

Bu, çok büyük bir aczdir. Dünya hayatındaki tüm zevklerin tükenebileceğini, asıl aczden uzak yaşamın ancak ahirette olduğunu hatırlatır ve Cennet’e olan özlemini arttırır.

Oysa Allah, aynı bu karınca örneğinde olduğu gibi çalışan bir sindirim sistemi de yaratmaya Kadir’dir. Allah, dilediğinde eksiklikleri ortadan kaldırabileceğine bu karıncayı bir ayet kılmış ve temiz akıl sahiplerinden bu örnekle öğüt alıp düşünmelerini istemiştir. (En doğrusunu Allah bilir)

Aynı mucizevi durum, karıncanın karnındaki deri yapısı için de söz konusudur. Deri son derece esnek bir malzemedir. Bilhassa gebelik döneminde, deri çok daha geniş ve büyük bir hazneye dönüşebilecek kadar esneyebilir. Ancak buna rağmen, eski haline dönmesi zaman alır ve spor ya da diyet gibi özel uygulamalar gerektirir. Tüm bu uygulamalar yapılsa dahi, yine de eski haline döndüğünde üzerinde çatlaklar kalır. Hiçbir zaman, gebelikten önceki hali gibi olmaz.

Allah, bal karıncalarında bu aczi ortadan kaldırmış ve onlara içlerindeki nektarı bittikten hemen sonra çatlaksız, pürüzsüz olarak eski hallerine dönebilen bir cilt var etmiştir.

Allah, tüm bu özellikleriyle bal karıncalarını “Her şeye Güç Yetiren” sıfatına bir ayet kılmış ve iman edenlere Yaratması’ndaki Gücü ve Eksiksizliği delillendirmiştir.

Kaynak: http://library.thinkquest.org/28855/ants.html

18 Mayıs 2009 Pazartesi

EVRİMCİLERDEN RNA SUFLE TARİFİ

13 Mayıs 2009 tarihinde Nature dergisi RNA’nın kökenine ilişkin yeni bir hayali senaryo yayınladı.

Yaşamın ilkel bir çorba ile başladığını iddia eden evrimciler, bu kez biraz daha ileri gidip yeni bir masal daha ortaya attılar.

Bu yeni masala göre, RNA ilkel bir sufleden meydana geldi. Şeker, baz ve fosfat gibi birbirlerine yapışmayan malzemelerden oluşan RNA molekülleri üzerinde 40 yıl boyunca çalışıp bu bileşenleri reaksiyona uğratamayınca, evrimciler bu malzemelerden sufle yapmaya karar verdiler.

Yemek yapar gibi, RNA tarifi veren evrimciler bu masalı Nature dergisinde şu sözlerle anlattı.

“ Yarım baz alıp içine yarım şeker ekledik ve üzerine bazın geri kalanını ilave ettik. Malzemeleri karıştırma ve ekleme şeklimiz, sufle yapar gibi”

Ortaya attıkları sufle tarifinin bilimselliğine kendileri de inanmayan evrimciler RNA’nın bu şekilde oluşamayacağının farkında olduklarını ise şöyle itiraf etti:

“İş, malzemeleri bir deney şişesine koyup karıştırmak kadar basit değil. Pek çok aşama var. Durup saflaştırıp bir sonraki aşamaya geçmek gerek ve bu muhtemelen antik dünyada gerçekleşmedi.”


Kaynak: http://www.sciencenews.org/view/generic/id/43723/title/How_RNA_got_started

13 Nisan 2009 Pazartesi

ALLAH’IN ÜSTÜN YARATMA SANATININ BİR DELİLİ: FIÇI GÖZLÜ BALIK

Fıçı gözlü balık, başı şeffaf ancak gövdesi alışık olduğumuz pullarla kaplı, Pasifik Okyanusu’nun yaklaşık olarak 600 metre derinliğinde yaşayan bir balık türüdür.

Resimde görülen, kafasının önündeki iki siyah nokta, balığın gözleri değil; burun deliğine benzer farklı bir organdır.

Fıçı gözlü balığın gözleri, kafasının içerisinde yer alır... Resimde görünen yeşil kubbecikler, balığın göz lensleridir.

Her bir lens, kısa geniş bir tübün üzerine oturtulmuştur. Bu kısa tüpler, görüntüyü yakalayarak iletir.

Balık, diğer balıkların aksine sağa ve sola değil, başının içerisinden direk yukarı bakarak yüzer. Ancak, fıçı balıkları diledikleri zaman gözlerini tam olarak aşağıya çevirebilir ve bu sayede altlarında yüzen canlıları görebilirler.

Savaş uçaklarının camlı kokpitine benzeyen fıçı balığının gözlerinin neden kafasının içerisinde olduğunu anlamaya çalışan bilim adamları, şeffaf kafatasının balık için adeta bir dalgıç gözlüğü işlevi gördüğünü tahmin etmektedirler.

Kaynak:
http://www.sciencenews.org/view/generic/id/41732/title/FOR_KIDS_Fish_needs_see-through_head