Hayvanlar Alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvanlar Alemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2010 Pazartesi

Soba arı

Alman bilimadamları, bal arıları hakkında ilginç bir keşfe imza attı. Würzburg Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre her kovanda bir arı “ısıtıcı” olarak görev yapıyor.

Vücut sıcaklığı diğerlerinden yüksek olan ısıtıcı arılar, 44 dereceye kadar çıkabilen vücut sıcaklarını istedikleri gibi ayarlayıp, kovanın iç çeperinde büyüyen yavru arılara farklı miktarlarda dağıtıyor. Bu sayede yavru arıların vücutları, gelecekte “koruyucu”, “yuvacı” veya “yemek toplayıcı” gibi farklı rollere sahip olabilecek şekilde gelişiyor. Yüksek ısıda büyüyenler daha zeki oluyor.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Arıların bilinmeyen bir özelliği daha

Arıların insan yüzünü, soyutlama yaparak başka şekillerden ayırt edebildiği ortaya çıktı.

Fransa'daki Paul Sabatier Üniversitesi'nden Martin Giurfa'nın yaptığı araştırma, insanların dikey çizgi (burun), iki nokta (gözler), bir yatay çizgi (ağız) gibi farklı unsurları birleştirerek insan yüzünü tanıdığını, arıların da insanlar gibi beyinlerinde bir şekil oluşturmak için dikey çizgi, iki nokta ve yatay çizgiyi bir araya getirebildiğini gösterdi.
2005'te Monash Üniversitesi'nden Adrian Dyer ve ekibinin yaptığı araştırma şekerli su ile "alıştırma yaptırılan" arıların insan yüzlerini tanıdığını ortaya koymuştu. Giurfa, arıların bunu nasıl yaptığını araştırdı.

Bilimadamları Giurfa ve Aurore Avargues-Weber, önce gözler için iki nokta, burun için dikey çizgi, ağız için yatay bir çizginin bulunduğu yüz resimleri kullandı.
Arılara, bu çizgilerin doğru ve yanlış sıralandığı çeşitli resimleri ayırt etmesi için "alıştırma yaptırıldı". Göz, burun ve ağzın doğru sıralandığı resme konan arılar şekerli su ile ödüllendirildi. Daha sonra arılar, daha önce karşılaşmadıkları yüze benzeyen resimleri de bulabildi, burun ve ağzın farklı yere konduğu fotoğrafları ise "tanıyamadı".

"Journal of Experimental Biology" dergisinde yayımlanan araştırmada, primatlarda var olan ve yüz tanımayı sağlayan beynin "fuziform alanı"na sahip olmasa da arıların yüzleri "tanıyabildiği" vurgulandı.

Bunun arıların, maskesi olmasa da arıcıları tanıdığı anlamına gelmediğine dikkati çeken Martin Giurfa, muhtemelen arıların nektar alabildikleri "garip" çiçeklere konduklarını düşünüyor.

Ölmeden önce yuvadan uzaklaşıyorlar


Bilim adamları, hasta karıncaların ölmeden önce yuvadan uzaklaştıklarını söyledi.

Almanya'daki Ratisbonne Üniversitesi Zooloji Enstitüsü'nden bilim adamları, ölmeden kısa süre önce hasta karıncanın yuvayı terk ettiğini gördü.

Enstitüden yapılan açıklamada, hasta karıncanın yuvadaki diğer karıncalarla temas etmekten kaçındığını ve uzakta tek başına ölmeyi tercih ettiği belirtildi.

Bilim adamları, karıncaların "başkalarını düşünme özelliğine" sahip olduğunu ve özellikle yuvayı koruma kaygısı fazla olan işçi karıncaların hastalandıklarında kendilerini "yalnız ölmeye mahkum ettiğini" vurguladılar.

7 Ağustos 2009 Cuma

Denizi kurtaran kahraman: Denizanası


Bilim insanlarına göre denizanaları hareket ettiklerinde su sirkülasyonunu ve buna bağlı alarak denizin dibinde oksijenleşmeyi sağlıyor

TORONTO - Kanadalı bilim insanları, tatilcilerin korkulu rüyası olan denizanalarının hareketleri ile suyun sirkülasyonunu ve oksijenlenmesini sağladığını ortaya çıkardı.

La Rebubblica gazetesinde yayımlanan haber göre, Victoria Üniversitesinde görev yapan bilim insanları, diğer küçük canlılar gibi denizanalarının da hareket ettiklerinde suyu pompaladıklarını ve bu şekilde suyun karışmasında akıntılarınkine benzer bir rol oynadıklarını ortaya koydu.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın ekibinde yer alan Kakani Katija, "Denizanaları yüzdüklerinde suyu iterek önlerinde yüksek basınç alanı oluşturuyorlar. Arkalarında da alçak basınç alanı oluşuyor. Su, bu alanını doldurmak için hızlı bir şekilde geriye doğru hareket ediyor ve bu sonucunda da sürekli bir sirkülasyon oluşuyor" dedi.

Denizlerin hareketinin çok önemli olduğuna dikkati çeken bilim insanları, suların karışmaması durumunda yüzeyde önemli besin unsurlarının eksikliğinin hissedileceğini, denizin dibinde ise oksijenlenme olmayacağını belirtti. Suyun karışmasının okyanustaki sirkülasyonu sağladığı ve bunun da iklimler açısından çok önemli olduğu vurgulanan haberde, bu nedenle denizanalarının öldürülmemesi gerektiği kaydedildi.(aa)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=948496&Date=07.08.2009&CategoryID=79

30 Temmuz 2009 Perşembe

Canlılar aleminin en zarif varlığı

Onlar dünyamızın ve canlılar âleminin en güzel, en zarif, en estetik varlıklarından biridir.

Kanatlarında dünyanın en güzel renkleri ve desenleri ile çiçekten çiçeğe bir yaşam; kelebekler...

İlkbahara erişen her yerde güzele doğru bir değişim başlar. Tabiat canlanır. Sadece çiçekler açmaz, onlarla birlikte birçok canlı kış uykusundan uyanır, tüm güzellikleriyle kelebekler de uçmaya, kırları, ormanları renkleriyle, desenleriyle, zarafetleriyle süslemeye başlar.

Değişe değişe güzelleşmeyi ifade eder kelebekler, yumurtadan tırtıla, tırtıldan kozaya, koza içinde pupaya, pupadan kelebeğe giden bir yoldan geçilir, dönüştükçe güzelleşir. Kozadaki dönüşüm mucizevîdir. En güzele dönüştüğünde, kelebek olduğunda, kozadan ayrılır, kanatlarında dünyanın en güzel renkleri ve desenleri ile en az kendisi kadar güzel olan çiçeklere uçar.

Büyüleyici renkleri ve kanat desenleriyle çiçeklere uçarken kısa süren yaşamlarına sığdırdıkları güzelliklerle dolu bir dünyayı özgürce çiçekten çiçeğe uçarak taşıyıp, nasıl yaşanılabileceğini de en güzel şekilde anlatmış olurlar.
Onlar dünyamızın ve canlılar âleminin en güzel, en zarif, en estetik varlıklarından biridir. Kırlarda, dağlarda, bazen yanı başımızda, parklarda, bahçelerde karşılaştığımız belleğimizde kelebek olarak sakladığımız bu görüntülerinden birini kâğıda çizmemizi isteseler yaptığımız çizim acaba kelebek türlerinden herhangi birine renkleriyle, kanat desenleriyle benzer mi? Veya karşılaştığımız kelebekleri örneğin kuşları serçe, karga, leylek, martı şeklinde isimleriyle bildiğimiz gibi bilir miyiz? Alıç kelebeği(Aporia crataegi), diken kelebeği (Vanessa cardui), benekli bakır kelebeği (Lycaena phlaeas), alevli ateş kelebeği (Lycaena ochimus), çok gözlü mavi (Polyommatus icarus) gibi isimlerle onları tanımakta mıyız?

İsimlerini bazen mitolojik bir kahramandan, bazen beslenmeyi sevdiği bitkiden, bazen kanat renk ve deseninden, bazen yaşadığı bölge veya şehirden, bazen keşfeden bilim adamından alan dikkat çekici güzellikte isimleri olan kelebekleri çoğumuz isimleriyle bilmeyiz, onlar bizler için hep kelebektir.

Ülkemizin göç yolları üzerinde olması kısa mesafelerde değişik iklim koşullarının bulunması Anadolu’nun farklı yörelerindeki yaşam alanlarının gösterdiği çeşitlilik çok sayıda bitki ve hayvan türünün yaşamasına imkân tanımaktadır. Güneyin Akdeniz makileri, kuzeyin nemli ormanları, İç Anadolu’nun, Kuzeydoğu Anadolu’nun yeşil meraları, Doğu Anadolu’nun kayalık dağ yamaçları, Avrupa, Asya, Ortadoğu ve çok az olmakla beraber Afrika’ya özgü çok sayıda türün yaşamasına olanak sağlamaktadır.

Bu özellikler nedeniyle tür çeşitliliği açısından Avrupa’nın en zengin ülkesi olduğumuz görülür. Bu türlerin bazıları endemiktir, sadece Türkiye’de yaşamaktadır. Dünyada kelebek açısından en zengin bölge ise Güney Amerika’dır. Güneydoğu Asya ve Endonezya Adalarında kelebek türleri açısından oldukça zengindir.

Türkiye’de en fazla kelebek ise Orta ve Doğu Anadolu’daki tahrip olmamış doğal alanlarda, deniz seviyesiyle orta yükseklikteki 3000 m kadar su bulunan dağlık kesimlerde yaşamaktadır. Özellikle Kaçkar Dağları, Çoruh Vadisi, Van Gölü Havzası, Fethiye Kelebekler Vadisi, Niğde Aladağlar ve Antalya bölgesi tür çeşitliği açısından en zengin bölgelerimizdir.

Ülkemiz çok sayıda endemik kelebek türüne de ev sahipliği yapmaktadır. Çokgözlü Anadolu beyazı (Polyommatus menalcas), Halikarnas esmeri (Maniola halicarnassus), Anadolu çok gözlüsü (Plebeius hyacinthus) Koçak’ın esmer perisi (Hyponephele kocaki) gibi kelebek türleri sadece Anadolu’da yaşayan endemik türlerdendir. Avrupa’da nesli ciddi şekilde azalan bazı türler ise Türkiye’de bölgesel olarak iyi korunan bazı sahalarda nispeten daha rahat görülebilmektedir.

Bunlara Apollo (Parnassius apollo), yalancı Apollo (Archon apollinus), karagözlü mavi kelebek (Glaucopsyche alexis), Himalaya mavi kelebeği (Pseudophilotes vicrama), Bavius (Pseudophilotes bavius) örnek olarak gösterilebilir. Bunların dışında çokgözlü hazer mavisi (Polyommatus caeruleus), Sibirya perisi (Triphysa phryne) türlerine nerdeyse rastlanmazken, Trakya ve çevresinde yaşayan turuncu süslü doğu kelebeği (Anthocharis damone), kara mavi (Scolitantides orion), orman güzelesmeri (Erebia medusa) gibi türlere de artık nadiren rastlamaktadır.

Kelebeklerle ilgili daha detaylı bilgiye Sırtçantam Gezi Kültürü Dergisinin şu an piyasada olan 33. sayısında ulaşabilirsiniz. www.sirtcantam.com.tr

http://www.haber7.com/haber/20090730/Canlilar-aleminin-en-zarif-varligi-Galeri.php



30 Ocak 2009 Cuma

DOĞAN

Yüksek hızlarda uçan kuşların özel kanat yapıları vardır. Havada uçan en "hızlı" kuş olan doğanlar, avlarına doğru hız aldıklarında, -ki bu genellikle başka bir kuş olur- öncelikle kanatlarını çırparak hızlarını arttırırlar ve sonra alçalmalarının son aşamasında kanatlarını arkaya doğru iterler. Bu süpersonik jetlerin görüntüsünü andırır ve böylece saatte 320 km.'nin üstünde bir hıza ulaşırlar.

David Attenborough, The Life of Birds, s.57

28 Ocak 2009 Çarşamba

VİRGİNİA GEYİĞİ

Bazı hayvanlar görsel sinyaller kullanırlar. Bir Virginia geyiği ilk tehlike işaretinde kuyruğunu yukarı doğru hafifçe vurur. Kuyruğunun alt tarafı tamamen beyazdır. Bu parça hayvanın tüm vücudu üzerindeki tek beyaz parçadır. Bu beyaz kısmın görünmesi sürüdeki bütün geyikleri aniden uyarır.

Russel Freedman, How Animals Defend Their Young? s.29

27 Ocak 2009 Salı

Sibirya semenderleri (Hynobias Keyserlingii)

Sibirya semenderleri (Hynobias Keyserlingii), donmuş toprakların metrelerce derinliklerinde yıllarca kaldıktan sonra buzları çözülür ve normal yaşama dönerler. Bu canlıların -50 0C sıcaklıkta bile yaşayabildikleri saptanmıştır. Sibirya semenderlerinin tek problemleri ani donmadır. Çünkü bu canlıların soğuğa alışmak ve antifiriz maddelerini üretmek için zamana ihtiyaçları vardır. "Antifriz maddeleri" semenderin kanındaki hücrelerde bulunan suyun yerine geçerek, dokuların keskin buz kristallerinden zarar görmesini önler. Bazı hayvanlar bu işlemleri yaparken donmamak için glikoz kullanırlar. Sibirya semenderinin bu mekanizmasının nasıl işlediği ise tam olarak bilinmemektedir.

New Scientist, Cilt 139, s.15

YAKALI KOLİBRİ

Yakalı kolibri (Coeligena torguatua), çiçek tozlarıyla beslenen bir kuş türüdür, ama diğer kuşlardan farklı bir özelliğe sahiptir. Çoğu kuş gibi gagasını çiçeğin içine sokarak yiyecek toplamaz. Çiçek tozu toplarken özel bir yapısı olan dilini kullanır. Dilinin ortası, iç içe girmiş iki V harfi biçiminde baştan sona oyukludur. Uzun dilini çiçeğin içine soktuğunda, çiçek tozları toplanır ve dil, ağız içine çekilirken hiçbir yere sürtünmediği için, toplanan besinde kayıp olmaz.

Bilim ve Teknik, Sayı 309, s.634

25 Aralık 2008 Perşembe

'Arı'nın mucize ürünlerini doğru kullanın!

Arı sütü, bal, polen ve propolis her deva deva geliyor. Arı sütü kanseri önlüyor. Propolis yüzyılın mükemmel doğal ilacı olarak ifade ediliyor. Ancak özellikle çocuklara verirken çok dikkat etmek gerekiyor! Peki bu doğal ürünleri doğru kullanmanın yolu nedir? Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin anlatıyor.

Arının; sütü, balı, poleni ve propolisi insan sağlığı üzerinde mucizevi etkiler gösteriyor. Ancak bu etkili ürünlerden faydalanırken dikkatli ve bilinçli tüketmek gerekiyor.

Arı sütü, bal, polen, propolis bir arada kullanılabilir mi?

Özellikle bağışıklık sistemini güçlendirmek için hepsinin bir arada kullanılması daha mı etkili? Piyasada satılan hazır karışım ürünlere güvenilebilir mi?

Kendimiz hazırlamak istersek bal, polen, propolis ve arı sütü hangi oranlarda karıştırılmalı?

Arı sütü, bal, polen, propolis her yaşta kullanılabilir mi?

Karıştırdıktan sonra ne kadar süre içinde kullanmalı ve nasıl saklanmalı?

Hangi ölçüde ve ne kadar zaman kullanmak etkili oluyor?

Hastalıklara göre belli bir kullanma ölçüsü verilebilir mi ?



İşte doğal arı ürünleri ile ilgili merak edilen tüm soruların cevapları...

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya ve Klinik Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin iyibilginin sorularını yanıtladı.

Arı sütü, bal, polen, propolis bir arada kullanılabilir mi?

Arı sütü, bal, polen, propolisin bir arada kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur.

Özellikle bağışıklık sistemini güçlendirmek için hepsinin bir arada kullanılması daha mı etkili?

Arı sütü, bal, polen, propolis farklı yollarla bağışıklık sistemini güçlendirdikleri için hepsinin bir arada kullanılması tabi ki daha etkilidir. Özellikle arı sütünü dünyadaki tüm besinlerden, bitkilerden, ilaçlardan, gıdalardan, vitaminlerden, otlardan vs. ayıran en büyük özelliği; her yaş insanda tepeden tırnağa vücuttaki bütün hücreleri yeniler, besler, onarır, tamir eder, geliştirir, metabolizma dengesi kurar, tüm hastalıkları yok eder, doğal, işlenmemiş vitamin verir, yaşlanma hızını keser, bağışıklık sisteminin gücünü yüksek oranda arttırır.

Piyasada satılan hazır karışım ürünlere güvenilebilir mi?

Sonuçta bu hazır karışımlar da faydalıdır ama örneğin X ürününün etiketinde 200 gr. karışım içinde 10 gr. arı sütü bulunduğu yazılmış, siz bu karışımı en yüksek teknolojileri kullanarak analiz etmeye kalksanız da karışımın içinde gerçekte ne kadar arı sütü bulunduğunu tespit edemezsiniz, o karışımın içindeki arı sütü miktarı gerçekten 10 gr. mı bunu bilemezsiniz, üstelik siz 10 gr. arı sütü tüketmek isterken çok miktarda da bal tüketmeniz (200 gr.)gerekir, bu da aşırı miktarda kalori demektir. Özellikle diyetine dikkat edenler veya kilo problemi yaşayanlar için bu çok önemli bir sorundur.

Dolayısıyla kendi hazırladığınız karışımda en azından arı sütü , polen, propolis ,bal miktarlarının ne kadar olduğunu bildiğinizden sizin için daha kullanışlı olabilir.

Kendimiz hazırlamak istersek bal, polen, propolis ve arı sütü hangi oranlarda karıştırılmalı?

Kendiniz hazırladığınızda küçük miktarlarda ihtiyaçlarınıza göre hazırlamanız uygun olur. Karışım hazırlandığında arı sütü ile bal karıştırıldıktan sonra buzdolabında saklanmalıdır ama propolis 60-70 °C’da sıvı, 25-45 °C’da yumuşak ve yapışkan, 15°C’da altında ise katı kırılgandır, bu nedenle propolisi buzdolabı yerine ışık görmeyen bir yerde oda sıcaklığında saklamak daha doğrudur, bu yüzden de propolisi tek başına tüketmek daha uygun olabilir.

Arı sütünün ne kadar kullanılması gerektiği ise, saf olarak veya balla karışmış olarak, her iki halde de; bünyenin yaşına, sağlık derecesine, varsa hastalığın ağırlığına veya istenilen maksimum kuvvet seviyesine veya istenilen rahatsızlık derecesine göre değişir.

Örneğin 2007 yılında Japonya’da insanlar üzerinde yapılan bir araştırmada 4 hafta boyunca günlük 6 gr. arı sütü kullanımının total kolesterol ve kötü kolesterol diye nitelendirilen LDL kolesterol düzeyini düşürdüğü saptanmıştır.

Genelde arı sütü saf olarak tüketilecekse yetişkinlerde günde ortalama 500 mg., tedavi amacıyla günde 2 gr. alınmasını tavsiye edebilirim. Sabahları kahvaltıdan yarım saat önce dil altına alınarak tüketilmelidir. Arı sütü tedavisinin süresi; kişiye, durumuna, kullanılan doza ve istenilen amaçlara göre değişir. Fakat olumlu sonuç elde etmek için kesinlikle bir aydan daha az kullanmamalıdır.

Arı sütü, bal, polen, propolis her yaşta kullanılabilir mi?

Arı ürünleri alışkanlık oluşturmadığından günlük ve devamlı az miktarlarda alınabilir ve her yaşta kullanılabilir. Sadece 2 yaşın altında bal veya arı ürünleri kesinlikle kullanılmaması gerektiğinin önemini özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü bal süt çocuklarında solunum felcine neden olabilmektedir. Bu da hayati önem taşıyan bir durumdur. Bal içerisinde nadir de olsa Clostridium botulinum bakterisi sporları bulunabilmektedir. Erişkin için tehlikesiz olan sayıdaki bu bakteriler süt çocuklarının bağırsaklarında yuvalanarak aktif hale geçer ve sinir felcine neden olan toksinler üretebilmektedir. Emziren annenin bal yemesi bebek için tehlike oluşturmaz. Ancak çocuğun ağzını tatlandırarak emzirmesini uyarmak amacıyla yer yer uygulanan meme başının ballı su ile silinmesi ya da emziğin bala bandırılması gibi yöntemlerden kesinlikle kaçınılmalıdır.

Ayrıca 2 yaşın üstündeki çocuklarda ve yetişkinlerde arı ürünlerine alerjisi olanların mutlaka doktora danışarak bu ürünleri kullanmalarını tavsiye ederim.

Karıştırdıktan sonra ne kadar süre içinde kullanmalı ve nasıl saklanmalı?

Arı sütü donmuş halde 18 ay kadar saklanabilir. Buzdolabı raf ortamında ise 6-8 hafta kadardır. Bu arada arısütüne metal kaşık ile temas etmekten kaçınılmalıdır. Onun yerine tahta ya da plastik kaşıkları tercih etmelidir.

Arı sütünü güneş ışığına maruz kalmaktan da korumalıdır. Koyu renkli kavanozlarda muhafaza edilmelidir. Havayla temas etmemesi için de kavanozun kapağı sıkıca kapatılmalıdır.

Alternatif olarak arı sütü bal ile de karıştırılabilir; eğer kilo sorunu yoksa ya da fazla kaloriden endişe etmiyorsanız bu şekilde saklamak ideal yollardan biridir. Bu durumda uzun süreler bozulmadan buzdolabında saklanabilir.

Hangi ölçüde ve ne kadar zaman kullanmak etkili oluyor?

Saf taze arı sütünün muhafazası zor olduğu için bal ile beraber kullanılması uygundur. Kullanım amacına göre günlük 500 mg. ile 2000 mg. arası alınır. Arısütü; saf veya balla karışmış olarak, her iki şekilde de sabah ve akşam olmak üzere aç karnına alınmalıdır. Bunun yanı sıra arısütünün karıştırıldığı balın kalitesinin iyi olması, nektarı yüksek çiçeklerden elde edilmiş olması, hileli ve kalitesiz bal olmaması gerekir. Arısütü saf veya balla karışmış her iki halde de kesinlikle metalle temas edilmemeli, ışıkta kalmamalıdır.

Arı sütünün ne kadar kullanılması gerektiği ise, saf olarak veya balla karışmış olarak, her iki halde de; bünyenin yaşına, sağlık derecesine, varsa hastalığın ağırlığına, veya istenilen maksimum kuvvet seviyesine veya istenilen rahatsızlık derecesine göre değişir.

Arı ürünleri alışkanlık oluşturmadığından günlük ve devamlı alınabilir.

Arı sütü; normalde kullanıcının ağırlığına göre belirli düzeyde (miligram düzeyinde) alınması yeterlidir. Ancak duruma göre bu düzey artırılabilir.
Yetişkinlerde günlük 500 - 2000 mg. kadar alınması uygundur.
Ancak her gün sabah ve akşam aynı vakitte düzenli olarak alınması gereklidir.

Propolis; yetişkinlerde günlük 70-100 mg. kadar alınması uygundur.

Polen; dünya literatüründe farklı tavsiyeler bulunmakla beraber ideal düzey;

- 3 yaşından 5 yaşına kadar günde 1 tatlı kaşığı

- 6 yaşından 12 yaşına kadar günde 2 tatlı kaşığı

- Yetişkinlerde günde 20 gram (4 tatlı kaşığı)

Hastalıklara göre belli bir kullanma ölçüsü verilebilir mi ?

Her hastalık için ayrı ayrı ölçü vermek zordur. Genelde tedavi amacıyla arı sütünün çocuklarda günlük; 1gr., yetişkinlerde 2 gr., propolisin çocuklarda günlük; 70 mg., yetişkinlerde ise 150 mg. kadar kullanılması uygundur.

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=102993

18 Kasım 2008 Salı

Arı ve Polenler

Bitkiler aktif hareket edemediklerinden kalkıp ta diğer bitkinin yanına gidemez. Peki bir erkek çiçekteki polen, dişi çiçekteki yumurtaya nasıl ulaşacak?
Bunun için bitkiler ile hayvanlar arasında müthiş bir zaman ayarlaması yapılmış!
Mesela gelincik çiçeği, temmuz ile ağustos aylarında sabah beş buçuk ile on saatleri arasında tohum tozlarını yani polenlerini yayar.
Aynı saatlerde arılar ile diğer böcekler gelerek bu tozlara bulanırlar. Böylece böceklerin beslenme saatleri ile bitkilerin tohum tozlarını yayma saatleri aynı zaman dilimine rastlamış olur.
Başka bir deyişle bitkilerin ve hayvanların biyolojik saatleri aynı zaman dilimine ayarlanmıştır.
Böcekler yaratılmasa idi, bir elma ağacından arzu ettiğimiz verimi zor elde ederdik. Şeftali, armut, badem, erik, baklagiller ve daha birçok bitki cinsleri.
Çiçeklerden birçoğunun sanki böcekler, arılar iniş platformu olarak düzenlenmiş dudakları veya ona benzer yapıları vardır.
Böcekler çiçeklere rahat konup dillerini çiçeğin ortasındaki nektar yuvasına uzatır ve alacaklarını alırlar. Bu sırada çiçeklerle aralarında toz alışverişi olur.
Ziyaret edilen çiçeklerin tozlarını kapsın diye böceklerin vücudu kıllarla örtülmüştür. Bu kozlarda böceklerin vücuduna iyice yapışsın diye yapışkan, dikenimsi ve girintili çıkıntılı yaratılmıştır.
Böceklerin çalışma disiplini, tozlaşmada en yüksek verimi elde edecek şekilde düzenlenmiştir. Çiçekleri gelişigüzel toplamazlar.








Renklerin cazibesine kapılan böcekler çiçeklere koşar ve tozlaşma yani döllenme hadisesi gerçekleşmiş olur.

http://galeri.internethaber.com/gallery.php?id=2438&no=1