Evrim Teorisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evrim Teorisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2010 Cumartesi

Hücre Bir Bütün Olarak Var Olmadan Protein Oluşamaz


Darwinistler istedikleri kadar içi formüllerle dolu aldatıcı kitaplar yazsınlar, istedikleri kadar sahte fosil getirsinler, Yaratılışa dair bilimsel delillere istedikleri kadar demagojik saldırılarda bulunsunlar, istedikleri kadar her tarafa hayali çizimlerle doldurdukları kartondan afişler yapıştırıp bunu evrim sergisi diye tanıtıp dursunlar, daha temelden yenilmiş oldukları gerçeğini değiştiremeyeceklerdir. Çünkü Darwinistlerin en büyük kabusu henüz daha canlılığın başlangıcıdır. Darwinistler henüz bir tane proteinin nasıl oluştuğuna dair TEK BİR AÇIKLAMA DAHİ YAPAMAMIŞLARDIR. Bu durum, Dawkins’in, Futuyma’nın, Tim White’ın ve diğer bütün Darwinistlerin içine düştüğü içler acısı durumu ifade eder. Yaptıkları hiçbir demagoji, tek bir protein karşısındaki bu büyük ve görkemli yenilginin önüne geçememektedir. TEK BİR PROTEİN, DARWİNİZM’İ TÜMÜYLE ALTÜST ETMİŞTİR.

Darwinist demagojinin önemli bir özelliği tüm kompleksliğine rağmen, yaşamdaki her şeyi basit göstermeye çalışmak olduğundan, Darwinistler, hayatın başlangıcı konusunu da hep basite indirgeme eğiliminde olmuşlardır. “Çamurlu suda hücre oluştu”, “DNA kendi kendine oluşup çoğalmaya başladı” gibi hikayelerin temelinde yatan sebep de budur. Darwinistler bu yolla insanları daha kolay aldatabileceklerini düşünürler. Fakat kendileri de çok iyi görmüşlerdir ki, olay artık bu aldatma safhasını çoktan geçmiştir. İnsanlar artık, yalnızca tek bir proteinin bile kendi kendine oluşamayacak kadar üstün bir kompleksliğe sahip olduğunu bilmekle kalmamakta, aynı zamanda bir proteinin, bir DNA’nın veya RNA’nın ya da hücrenin küçük büyük herhangi başka bir parçasının HÜCRENİN TAMAMI OLMADAN HİÇBİR İŞE YARAMADIĞINI DA bilmektedirler.

Bu gerçek, Darwinist yenilgi açısından çok önemlidir:

- Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir
- Protein olmadan DNA oluşamaz
- DNA olmadan protein oluşamaz
- Protein olmadan protein oluşamaz
- Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekir
- Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz
- Ribozom olmadan protein oluşmaz
- RNA olmadan da protein oluşmaz
- ATP olmadan protein oluşmaz
- ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.
- Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz
- Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz
- Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz
- Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir
- Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz.


Bu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.

Kısacası,


BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR. Hücre, bugün incelediğimiz ve çok az bir kısmını anlayabildiğimiz mükemmel kompleks yapısı ile var olmadığı sürece, TEK BİR TANE BİLE PROTEİN MEYDANA GELEMEZ.

Bu protein kendi kendine oluşsa bile (ki, bu imkansızdır), hiçbir işe yaramaz. Tek başına etrafta dolanır ve ölür.

Dolayısıyla, Dawkins’in “kendi kendini kopyalayan molekül” iddiası, olağanüstü derecede saçmadır ve yalnızca insanları aldatmaya yöneliktir. İNSAN HÜCRESİNDEKİ HİÇBİR MOLEKÜL, BAŞKA HİÇBİR YARDIMA İHTİYAÇ DUYMAKSIZIN, KENDİ KENDİNİ KOPYALAYARAK ÇOĞALABİLME YETENEĞİNE SAHİP DEĞİLDİR.

Cambridge Üniversitesi’nden bilim felsefesi profesörü Stephen C. Meyer, Signature in the Cell (Hücredeki İşaret) kitabında bunu şöyle anlatmıştır:

DNA’nın yapısının ve işlevinin ortaya çıktığı 1950’li yılları ve 1960’lı yılların başlarını takiben, yaşama dair yeni bir radikal kavram gelişmeye başladı. Moleküler biyologların keşfi, DNA’nın yalnızca bilgi taşımadığıydı. Biyologlar DNA hakkındaki bu keşfin hemen sonrasında, canlı organizmaların genetik bilgiyi işleyebilmesi için sistemlere sahip olması gerektiğinden şüphelendiler. Bir diskin içine saklanmış olan dijital bilginin o diski okuyan bir cihaz olmadan işe yaramaz olması gibi, DNA’nın içindeki bilgi de hücre bilgi işlem sistemi olmadan işe yaramazdır. (Darwinist) Richard Lewontin’in belirttiği gibi “Hiçbir canlı molekül (yani biyomolekül) kendi kendine çoğalamaz... Hücreler ancak bir bütün olarak kendi kendine çoğalmak için gerekli makinelere sahip olabilirler... DNA, yardım alarak veya almayarak, yalnızca kendi kendisinin kopyasını çıkaramamakla kalmaz, aynı zamanda başka hiçbir şey ‘üretemez’... Hücrenin içindeki proteinler başka proteinlerden yapılmıştır ve bu protein oluşturan makine olmaksızın hiçbir şey yapılamaz.”1

Bu açıklamalardan, son dönemlerde uzay dinine giren Dawkins’in açıklamalarının tutarsızlığı da bir kez daha ortaya çıkmıştır. Dünya, bir canlı hücrenin yaşaması için uzaydaki en uygun ortamdır. Ancak bu uygun şartlar bile, canlı hücrenin kendi kendine oluşabilmesine imkan vermemektedir. Dawkins, bu gerçek karşısında yeni bir çözüm arayışına girmiş ve kendi kendine çoğalabilen bir molekülün uzayda oluştuğunu ve daha sonra dünyaya geldiğini iddia etmiştir. Buradaki birinci açmaz, böyle bir canlı molekülün kendi kendine oluşamayacağıdır. İkincisi ise yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, canlı bir molekülün dünyada dahi kendi kendine çoğalabilme yeteneğine sahip olmadığıdır. Nitekim bütün bu açmazların farkında olan Dawkins de en sonunda böyle bir molekülün üstün bir akıl tarafından yaratılmış olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.2

1 Stephen C. Meyer, Signiture in the Cell, Harper One, 2009, s. 132-133
2 Ben Stein, Expelled “No Intelligent Allowed”, 2008, movie

15 Aralık 2009 Salı

YENİ KEŞFEDİLEN KARINCA, EVRİMCİLERİ İTİRAF ETMEK ZORUNDA BIRAKTI

Yağmur ormanlarında, yeni bir karınca türü keşfedildi.

Gözleri bulunmayan bu karıncanın gövdesi, oldukça açık bir renkte.

Ağzının kenarındaki kıskaca benzer uzuvlarıysa; kafasının tamamından çok daha büyük.

Bu ilginç karıncaya ait daha fazla bilgi elde edebilmek için, bilim adamları DNA analizi yapmakta gecikmedi.

Yapılan analizde, evrimciler Martialis Heureka adını verdikleri bu türün şu an bilinen tüm karınca türlerinden çok daha önce Dünya’da yaşadığını itiraf etti.

Evrimciler söz konusu itirafı yaparken, ideolojik temellerinin sözde bilimsel zeminini teşkil eden evrim teorisine nasıl büyük bir darbe indirdiklerini ise fark edemedi.

Yeni keşfedilen bir türün, milyonlarca yıldır yer yüzünde yaşadığının DNA analizi ile tespit edilmesi, ve o günden bugüne hiçbir şekilde değişikliğe uğramamasının evrim teorisini kökünden yıkacağını düşünememiş olacaklar ki, evrime olan körü körüne inançlarını ayakta tutabilmek adına keşfedilen bu yeni türe evrimin hayali ağacında yer bulmak gibi sonuçsuz bir arayışın içine girdiler.

Kaynak: http://www.sciencenewsforkids.org/articles/20081001/Note2.asp

27 Haziran 2009 Cumartesi

DARWİNİZM'İN GİZLİ DESTEKÇİLERİ: MASONLAR

Darwinizm, bir ideoloji olarak, Sabetayistler ve Siyonist Masonların tekeli altındadır. Bu karanlık çevreler, evrim teorisini, sosyal anlamda çıkarmayı planladıkları kargaşa için bir tür kamuflaj olarak kullanmakta ve bu nedenle de evrim teorisinin bilimsel açmazlarının gündeme getirilmesinden büyük rahatsızlık duymaktadırlar.

Evrim teorisinin bilimsel olarak yetersiz olduğunun gündeme getirilmesi, teoriyi sadece bilimsel olduğu için destekleyen pek çok çevrenin de gözünü açacağı ve aslen “ideolojik” sebeplerden ötürü desteklenmesinin deşifre edileceğinden; bu yöndeki gerçeklerin üstleri 150 yıldır örtülmeye çalışılmaktadır.

Sabetayistlerin kontrolü ve baskısı altındaki çeşitli dergiler, televizyon kanalları ve internet siteleri Yaratılış’ı destekleyen fikirlere yer vermeyi bu sebepten şiddetle reddetmekte; ve her teorinin açmazlarını yayınlamayı “objektif”lik unsuru sayarken evrim teorisinin açıklayamadığı bilimsel konulara tek bir satırlık yer dahi ayırmaktan çekinmektedirler.

Siyonist Masonların planlarına hizmet etmek için ortaya atılmış olan söz konusu teori, bu karanlık çevrelerce planlarının bozulmaması için adeta bir tabu gibi korunmakta ve hakkında olumsuz bir görüş bildirilmesine kesinlikle izin verilmemektedir.

Evrim teorisi, kendi başına çok zayıf temellere dayanan bir teori olmasına karşın; Sosyal Darwinizm, Siyonist Masonların planlarına zemin hazırlamada biçilmiş bir kaftandır.

Bu karanlık örgütün amaçları, Teşkilatı Mahsusa Başkanı Em.Süvari Albay’ı Hüsamettin Ertürk tarafından ele geçen bir belge ile ilk defa gün yüzüne çıkmıştır.
Ele geçen belgede “Milletlerarası Siyonist Teşkilat”ına ait 21 maddelik amaçları içeren bir metin bulunmaktadır:

1. Gençleri kötü ahlak telkinleriyle bozmak
2. Aile hayatını yıkmak
3. İnsanlara aşağı sınıflarla tahakküm etmek
4. Sanatı ve edebiyatı müstehcen bir hale sokarak toplumun ahlaki yönden çöküşünü sağlamak
5. Mukaddesata hürmeti yıkmak, dindar oldukları için hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vakalar uydurmak
6. Çılgınca sarfiyatı teşvik etmek
7. Halkı, eğlenceler ve oyunlarla oyalayarak vakitlerini düşünerek geçirmelerini engellemek
8. Müfrit nazariyelerle fikirleri zehirlemek, gürültü ve kargaşalıklar çıkarmak, içtimai sınıflar arasına kin ve itimatsızlıklar saçmak
9. Aristokratların aralarına kin ve itimatsızlık saçmak
10. Mal sahipleriyle işçilerin arasını bozmak, grevler, sabotajlar tertip etmek
11. Yüksek tabakanın maneviyatını her türlü çabaya başvurarak kırmak
12. Sanayinin ziraatı ezmesine müsaade ederek, köylü sınıfını ortadan kaldırmak 13. Hayat pahalılığını körüklemek
14. Giderleri arttırmak
15. Beynelminel meseleler ortaya atarak milletlerarasında kin ve nefret tohumları serpmek
16. Hükümet şekillerini değiştirmek ve birçok devlet sırrını ifşa etmek
17. Siyasi buhranlar çıkarmak
18. İktisadi buhranlar çıkarmak
19. Mali istikrarı bozmak, ekonomik krizleri çoğaltmak
20. Spekülasyonlara ve enflasyonlara yol açmak
21. Hükümetlerin ölümlerini hazırlamak, ıstırap ve yoksulluk içine atmak


Albay Hüsamettin Ertürk, belgeyi inceledikten sonra: “Teşkilatı Mahsusa’nın dikkatli tetkikleri neticesinde vardığımız sonuç şudur ki, Bunlar bir Dünya İhtilali hazırlamaktadırlar” şeklinde görüş bildirmiştir.

Bu, televizyonda seyrettiğimiz bir macera filmi değil; tarihi bir gerçektir.

Dünya’daki düzeni ve huzuru bozmayı amaçlayan karanlık bir örgüt bulunmaktadır.
Büyüyle ve kabalayla yakından ilgilenen bu örgüt, kelimenin tam manasıyla Şeytan’ın boyunduruğu altındadır. Bu, bir teşbih değil; gerçektir. Sadece üst düzey masonların bilgisi ve yönetimi dahilinde olan şeytana tapma törenleri düzenlenmektedir.

Toplum düzenini bozmak ve dünya hakimiyeti elde etmek için; milli ve manevi değerler gibi tesanüdü beraberinde getiren değerlere saldırmakta, bu şekilde ayırımcılık ve fesat çıkararak milletleri içten parçalamayı hedeflemektedir.

Materyalist felsefeyi benimsetmek için uğraşarak; toplumları ahlaki bir çöküşe doğru sürüklemeyi hedeflemekte ve bu amaç doğrultusunda da Darwinizm’e destek vermektedir.

Darwinizm, Allah’ın varlığını reddetmek için zemin hazırlandığından (Allah’ı tenzih ederim); insanlara içgüdülerine bağlı olarak, vicdani sorumlulukları olmadan ve yaptıklarının hesabını vermeden yaşayacakları bir hayat profili çizer. Bu yönüyle de, söz konusu karanlık örgütün planlarına -ahlaki ve vicdani yönden toplumları çökertmek için- istenilen temeli atmaktadır.

“Hayat mücadelesi”, “Yaşam Kavgası”, “Kayrılmış Irklar” gibi kavramlarla; hem milletler arasında, hem de sınıflar ve ırklar arasında istenilen kargaşa ve huzursuzluk ortamının çıkartılması için son derece uygundur.

Bu nedenledir ki evrim teorisi, 150 yıldır somut bir delil sunulamamasına karşın, ısrarla sahiplenilmekte ve popülerliği korunmaya çalışılmaktadır.

Einstein’ı, Newton’ı, Stephen Hawking’i kapak yapmak için kıllarını dahi kıpırdatmayan dergi ve gazeteler Darwin’in kapak olmasını ya da olmamasını çok büyük bir gündem haline getirmeye çalışarak, konuyu büyük bir politik sorun haline getirmekte, AB’ye kadar taşımaktadırlar.

“Bilim elden gidiyor” kisvesinin altına saklanıp, mazlum portresi çizmeye uğraşarak bu sayede halkın çoğunluk oyunu kazanmaya çalışan bu kesim, “sosyal Darwinizm tehlikesi” her gündeme getirilişinde “evrim, bilimsel bir teoridir. Sosyal hayatla ve politikayla ne ilgisi var” gibi bir savunma yaparken evrim teorisinden bahsedip bahsetmemeyi Avrupa Birliği’ne kadar taşımaktan çekinmemektedir.

Daha da ileri giderek, üniversitelerde evrim teorisinin açmazlarını anlatan bilim adamları ve akademisyenlerin işlerine son vermekte, gazetelerin internet sitelerinde yer alan okuyucu yorumlarından “Yaratılışçı” bulunanları engellemekte, evrim teorisine gölge düşürecek haberler yapan gazetecileri görevden almakta, ve herhangi bir internet sitesinde ya da sözlü platformda Yaratılış’tan kim konu açarsa “cahil ve bilimkarşıtı” olarak karalamaya çalışarak kendisinin görüşünden etkilenebilecek “olası kitlelerin” önüne geçmek için büyük bir çaba sarfedilmektedir.

Eğer, evrim teorisi iddia edildiği gibi sadece bilimsel bir teoriyse; o halde – “bilimde şüphecilik esastır” fikrinden yola çıkarak- tüm diğer bilimler gibi eleştirilebilmelidir.

Marksizm, Komünizm, Faşizm, Nazizm,… Dünyada ne kadar “–izm” varsa, hepsinin temelleri evrim teorisine uzanmaktadır.

Ve bu kanlı ideolojiler, dünyaya bela ve sıkıntıdan başka hiçbirşey getirmemiş ve getirmemeye devam edeceklerdir.

İşte bu sebeple, evrim teorisinin sosyal bağlamda taşıdığı anlamın ve gerçek destekçilerinin bilinmesi çok büyük önem taşımaktadır.


Not: Söz konusu belge ile ilgili Samih Nafiz Tansu, İki Devrin Perde Arkası incelenebilir.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

ALLAH’IN BALARILARINA RAHMETİ






Etrafımızdaki çiçeklere baktığımızda her birinde bir sanat görürüz. Herbir çiçeğin yaprağı kendine özel benzersiz bir tasarımla yaratılmış, ince ince dokunmuştur.

Bu üstün yaratılış, bilimadamlarının da dikkatini çekmiş ve düşünmeye sevk etmiştir.

Böceklerle döllenen çiçeklerin taç yapraklarında son derece özel, diğer çiçeklerden farklı koni biçiminde bir şekil olduğunu farkeden bilimadamları, hayranlık uyandırıcı bir detay sanatıyla karşılaşmışlardır.

Koni biçimindeki taç yapraklar, çiçeği döllemek ve nektarını almak için üzerine konan balarılarına büyük bir kolaylık sağlamaktadır.

Taç yapraklara konduklarında balarıları, hem çiçeğin üzerinde daha rahat durmakta hem de çiçeğin nektarını alacakları alana daha kolay ulaşmaktadırlar.

Şüphesiz bu, Allah’ın detay sanatınının çok güzel bir tecellisidir.

Allah’ın kendilerine vahyettiği görevi eksiksiz yerine getirmek için çalışan balarılarına, yapraklardaki bu tasarımla Allah yardım etmekte ve ayetde de belirtildiği üzere işlerini “kolaylaştırmak”tadır.



"Rabbin balarısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır."





(Nahl Suresi, 68-69)


Kaynak: http://www.biologynews.net/archives/2009/05/14/special_petal_cells_help_bees_get_a_grip.html

100 MİLYON YILLIK ORTAK YAŞAM EVRİMİ ALT ÜST ETTİ



Bilimadamları bir hayvan ile bir mikroorganizma arasındaki ortak yaşama ait 100 milyon yıllık amber buldu.

Çalışma, amberdeki yaşam formları konusunda uluslararası bir uzman olan Oregon Devlet Üniversitesi’nden George Poinar tarafından yürütüldü.

Dinazorlar çağı olarak bilinen Erken Kretas dönemine ait termit, karnının içinden dışarı çıkmış tek hücreli bir canlı olan bir protozoa ile birlikte bulundu.

Ortak yaşama ait en eski paleontolojik bulgu olan bu keşif evrimci bilim adamlarında büyük bir moral bozukluğu meydana getirdi.

Termit ile Protozoa’nın Ortak Yaşamı

Kuru tahta parçalarını yiyerek beslenen termit, selüloza dayalı bir yaşam sürdürüyor. Ancak tahta parçalarını sindirebilecek enzimler için de kursağında yaşayacak bir protozoaya ihtiyaç duyuyor. Bu karşılıklı bir ilişki...

Protozoa termitin içinde yaşamazsa ölüyor. Termit de, protozoa sindirim sistemine yardımcı olmazsa ölüyor.

Bulunan amber, bu karşılıklı yardımlaşmanın 100 milyon yıldır devam ettiğini kanıtladı.

Kaynak: http://www.sciencedaily.com/releases/2009/05/090514153139.htm

26 Kasım 2008 Çarşamba

Darwinistler Sahtekarlıklarla Dünyayı Aldattılar

Bilimsel bir teoriyi, örneğin Big Bang teorisini ele alalım. Bu teori, Einstein’ın görecelik kuramından yola çıkılarak önce bir şüphe ve varsayım üzerine ortaya atılmıştı. Bunun ardından söz konusu büyük patlamanın gerçekleştiğini göstermesi gereken deliller aranmaya başlandı. Bu deliller gerçekten de vardı. Söz konusu patlamayı doğrulayan artık radyasyon bulunmuş, evrenin izotopik özelliği (tüm uzayın –270oC olduğu gerçeği) keşfedilmişti. Evrenin gitgide genişlemekte olduğu da bilimsel olarak kanıtlanmıştı ve bu, söz konusu teoriyi kanıtlayan bir başka önemli ve kesin delildi. Dolayısıyla Big Bang teorisi, iddialarının tümü test edilmiş, doğrulanmış ve dolayısıyla kanıtlanmış bir teori haline geldi.

Darwin’in evrim teorisi de “varsayım” adı altında ortaya atılmıştı. (Aslında evrim teorisinin ortaya atılış nedeni tamamen ideolojikti, fakat bilimsel bir teori kisvesi altında insanlara tanıtılmıştı.) Bu teorinin geçerli sayılabilmesi için de, tıpkı Big Bang gibi teorinin iddialarının kanıtlanması gerekiyordu. Bunun için öncelikle hayali evrim mekanizmalarının evrimleşme sağlayıp sağlamadığına bakılması lazımdı. 20. yüzyıl biliminin ilerlemesi, Darwin’in hayali evrim mekanizması “doğal seleksiyon”un evrimleştirici hiçbir rolü olmadığını ispat etmişti. Genetik bilimi ise, doğal seleksiyondan ümidini kesmiş ve buna karşılık mutasyonları bir evrim mekanizması olarak göstermeye çalışmış olan yeni Darwinistleri hüsrana uğratmıştı. Mutasyonların da evrimleştirici bir etkisinin olmadığının anlaşılmasının ardından sıra Darwin’in ve Darwinistlerin en büyük beklentisi olan fosil kayıtlarına gelmişti. Fosil kayıtlarının getirdiği sonuç ise Darwinistler açısından gerçek anlamda büyük bir şoktu! Yıllarca aranmakta olan hayali ara fosiller yeryüzünün hiçbir yerinde yoktu. Araştırmaların derinleştirilmesi ise sonucu değiştirmedi. Şu ana kadar yapılan tüm araştırmalar sonucunda tek bir ara fosil örneği bile bulunamadı.

Bağlı oldukları batıl dinden vazgeçmek istemeyen Darwinistlerin Darwinizm’e kanıt beklentisi, uzun yıllar devam etti. Ama beklenen hayali deliller hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Fakat buna rağmen Darwinist yalanlar sona ermedi, Darwinizm yanlısı demagoji ısrarla devam ettirildi. İlginç olan, aradan 150 yıl geçmiş olmasına, ele geçen tek bir delil bile bulunmamasına ve dahası fosil kayıtlarının ve genetik biliminin ortaya çıkardığı sonuçların Yaratılış gerçeğini kanıtlamış olmasına rağmen Darwinistlerin bu batıl dinin dimdik ayakta kalabileceğini zannetmeleridir. Elbette bu onlar için büyük bir yanılgı olmuştur. Aslında teorinin savunucuları da canlı tarihinde bir evrim yaşanmadığının farkındadırlar. Bunu sayısız bilimsel delil sonucunda açıkça görmüşlerdir.

Bütün bunlara rağmen evrim teorisi bir ideoloji, savunucuları tarafından mutlaka ayakta tutulması gereken batıl bir din olduğundan, Darwinistlerin sahte bilimsellik rolünü devam ettirmeleri gerekmektedir. İşte Darwinistlerin bu sahte dini ayakta tutmak için 150 yıldır sahtekarlıklara, spekülasyonlara, sayısız propaganda yöntemine başvurmalarının sebebi budur. Darwinistler kendi batıl dinleri gereğince, insanlara teorilerinin “doğru” olduğu telkinini vermek için başka yol bulamazlar. Çünkü teorinin doğruluğuna dair bilimsel delil yoktur, dolayısıyla Darwinizm dinine göre insanlara “bilimsel delil vardır” telkini vermeye çalışırlar.

Missouri Üniversitesi’nden doktor Nicholas Comninellis, Creative Defense isimli kitabında bu büyük aldatmacanın ileriki yıllarda düşeceği durumla ilgili şu sözlere yer vermiştir:

Felsefi olarak evrim doğması bir rüyadır. Zerre kadar delili olmayan bir teoridir. Elli yıl içinde okullardaki çocuklar oldukça popüler olmuş aldatmacaları okuyacaklar ve bundan (evrim teorisinden) en saçma iddialardan biri olarak bahsedilecek. Pek çoğu on dokuzuncu yüzyıl bilimi ile ilgili akılsızlıkları anlatarak alay edip neşelenecekler. (Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 254)

Comninellis'in teşhisi doğrudur. Evrim teorisini yalan bir iddia oluşturur ve bu teorinin tarihi sayısız sahtekarlık örnekleriyle doludur. Evrimin ortaya attığı her iddia, her delil sahtekarlık ürünüdür. Bu sahtekarlıkların tümünün gerçek mahiyeti, gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. Fakat bunlar, Darwinizm dininin taraftarları tarafından örtbas edilmeye veya insanlara unutturulmaya çalışılmıştır. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, Darwinist propagandanın son derece çürük temellere dayanmakta olduğunu tüm dünya anlamaya başlamıştır. Comninellis’in de belirttiği gibi gelecek kuşaklar, bu büyük aldatmacanın dünya çapındaki etkisini, bu büyük yalanın dünyaca ünlü profesörler ve bilim adamları tarafından savunulmuş olmasını şaşkınlık ve hayretle karşılayacak ve bu büyük akılsızlıkla uzun bir süre alay edeceklerdir.

Deccal, böyle batıl yöntemlerle insanları Allah'ın dininden uzaklaştırmaya çalışmıştır. Fakat şu anda artık planları tepetaklak olmuştur. Onun kullandığı yöntem – yani Darwinizm – insanların, hatta çocukların dilinde alay konusu haline gelmeye başlamıştır. Tüm dünya, yakın bir gelecekte Darwinizm safsatasını vehamet ve utançla hatırlayacaktır. Kuşkusuz bu, Allah'a başkaldıranlara, Yüce Rabbimiz'in bir tuzağı, bir karşılığıdır. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:

Böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp-kuşatıverdi. (Nahl Suresi, 34)

25 Kasım 2008 Salı

Milyonlarca yıllık fosiller su yüzüne çıktı

Kocaeli'nde dünyanın değişik yerlerinden ele geçirilen 40'ya yakın fosilin bulunduğu sergi açıldı.

Kocaeli'de, aralarında 417 milyon yıllık trilobit (milyonlarca yıl önce yaşamış bir deniz canlısı), 150 milyon yıllık atnalı yengeci, 65 milyon yıllık timsah kafasının da yer aldığı 40'a yakın fosilin bulunduğu sergi açıldı.

Bekirpaşa Belediye Başkanı Abdullah Köktürk, Bekirpaşa Belediyesi ile Doğa ve İnsan Sağlığı Derneği işbirliğinde belediyenin sanat galerisindeki serginin açılışında yaptığı konuşmada, sergide, dünyanın değişik yerlerinden elde edilen fosillerin yer aldığını söyledi.

Özellikle 21. yüzyılda elektron mikroskobu ve DNA'nın keşfiyle her canlının kendi türü içinde ne kadar büyük bir komplekse sahip olduğunun gözler önüne serildiğini ifade eden Köktürk, fosil bilimcilerin bulduğu yüz milyon adedin üzerindeki fosillerin her canlı türünün bütün kompleksliğini gözler önüne serdiğini vurguladı.

Konuşmanın ardından en eskisi 417 milyon yıllık trilobit olmak üzere, 150 milyon yıllık at nalı, 125 milyon yıllık kurbağa, yaban ayısı kafası, yusufçuk, 98 milyon yıllık kaplumbağa, 79 milyon yıllık Asya aslanı kafası, 65 milyon yıllık timsah kafası fosilinin de aralarında yer aldığı 21 stantta 40'a yakın fosilin bulunduğu sergi açıldı.

Öğrenciler ve vatandaşların büyük ilgi gösterdiği sergi hafta sonuna kadar ücretsiz gezebilecek.