
İnsanların modern ve büyük şehirlerde konforlu bir hayat sürebilmeleri için özel tesisler kuruludur. Bu tesislerden bazıları enerji üretimi, atık arıtma ya da geri dönüşüm sistemleridir. Planlamacılar ve mühendisler şehirlerin ihtiyacına yönelik bu gibi tesisleri belirleyip inşa etmek için sürekli çalışırlar. Son derece gelişmiş ve karmaşık sistemlere sahip tesislerin yokluğunda ya da bir arıza olması durumunda tüm şehir kısa sürede yaşanmaz hale gelebilir.
Vücudumuzun yapıtaşı olan hücre de modern bir şehir gibidir. İçinde mitokondri, ribozom, lizozom gibi yaşamsal öneme sahip birçok tesis mevcuttur. Bunlardan biri de Peroksizom denilen, tek zarlı yapıdan oluşan küresel veya oval yapılı küçücük bir organeldir. İnsan hücrelerinin birçoğunda 500 kadar peroksizom vardır. Her peroksizomda, ayrı ayrı işlevleri olan ve enzim olarak isimlendirilen 50 çeşit biyokimyasal madde bulunur.
Hücrelerimizin temel enerji kaynağı şeker molekülüdür. Normal şartlarda, bu şeker molekülü karbonhidratlardan elde edilir. Ancak bazı özel durumlarda, örneğin ihtiyaç halinde, yağlardan da şeker üretmek mümkündür. İşte peroksizomların içlerinde bulunan özel işçi molekülleri enzimler, yağdan şeker molekülü elde etmeye yarayan kimyasal işlemleri başlatırlar. Bu sayede, - örneğin filizlenmekte olan tohumda - peroksizom, yağı kullanarak enerjinin elde edilmesini sağlar. Perksizomlar yağ asitlerini oksitleyerek metabolik enerjinin en büyük kaynağını oluştururlar ve bu özellikleriyle hücre için hayati bir rol oynarlar. Bu nedenle peroksizomun hücre içindeki değeri, bir şehri besleyen elektrik santraline benzetilebilir.
Özellikle bitkilerde peroksizomun enerji üretme özelliği çok daha önemlidir çünkü insan ve hayvan hücrelerinde yağ asitlerinin enerjiye çevrilmesi, perosizomlarda olduğu gibi ribozomlarda da yapılabilir. Oysa bitki hücrelerinde bu, sadece peroksizomlarda gerçekleştirilir. Peroksizomların özellikle bitkilerde iki önemli işlevi vardır. İlk olarak, tohumda bulunan peroksizomlar, depolanmış yağ asitlerinin karbonhidratlara çevirerek filizlenen bir bitkinin büyümesi için gerekli enerjiyi sağlarlar. Peroksizomun yaşamsal öneme sahip diğer bir görevi de, fotosentez sırasında ortaya çıkan bir yan ürünün metabolizmaya katılması ile ilgilidir. “Glioksalat döngüsü” olarak bilinen bu olay oldukça karmaşık bir süreçte gerçekleşir.
Peroksizomlar rafinerilere benzerler; rafineriler ham petrolün işlenip farklı ürünlere dönüştürüldüğü yerlerdir. Peroksizomlar da, yağ asitlerinin şekere dönüşümünü başlatan enzimleri içerirler.
Peroksizomlar sadece bir üretim merkezi değildir; aynı zamanda bir arıtma tesisi gibi de çalışırlar: Vücudumuzda her an çeşitli nedenlerle, pek çok zehirli madde oluşur. Bunların derhal etkisiz hale getirilmesi şarttır. Aksi halde kısa bir süre içinde zehirlenerek hayatımızı kaybederiz. İşte peroksizomlar vücudumuzda ortaya çıkan son derece tehlikeli zehirlerden kurtulmamızı sağlayan tesislerden biridir. Peroksizomlarda bulunan enzimler, zehirli maddeleri etkisiz hale getirirler. Özellikle karaciğer ve böbrek hücrelerinde kan yoluyla gelen birçok zehirli madde bu yolla temizlenir.
Hem enerji elde edilirken, hem de zehirli maddelerin etkisini gidermek için yapılan işlerde başka bir yan ürün ortaya çıkar. Bu yan ürün, bilimsel adı hidrojen peroksit olarak bilinen zehirli maddedir. Eğer peroksimoz, sadece yukarıda bahsedilen işleri yapıyor olsaydı, açığa çıkan hidrojen peroksit, hücrelerimize büyük zararlar verirdi. Ancak tıpkı planlanmış bir şehir gibi en ince ayrıntısına kadar mükemmel işleyen hücrelerimizde böyle bir durum asla yaşanmaz.
Hidrojen peroksit ve tehlikeli diğer peroksit bileşikleri, katalaz ve peroksidaz gibi enzimleri içeren “peroksizom” organelinde parçalanır ve böylece verecekleri zararlı etki ortadan kaldırılır. Perksizom tesisinde bir işçi gibi çalışan katalaz enzimleri, hidrojen peroksiti su molekülüne dönüştürerek, hidrojen peroksitin neden olabileceği tehlikeden hücreyi korumuş olur.
Su arıtma tesislerinde, suyun içinde bulunan ve bizim için zararlı olacak maddeler temizlenir. Aynı bunun gibi katalaz enzimi de zehirli bir madde olan hidrojen peroksiti hücre içine sokmaz.
Her bir hücre, bütün çalışma sistemleri, haberleşmesi, ulaşımı ve yönetimiyle adeta büyük bir şehiri andırır: Hücrenin sarf ettiği enerjiyi üreten santraller; yaşam için zorunlu olan enzim ve hormonları üreten fabrikalar; üretilecek bütün ürünlerle ilgili bilgilerin kayıtlı bulunduğu bir bilgi bankası; bir bölgeden diğerine hammaddeleri ve ürünleri nakleden kompleks taşıma sistemleri, boru hatları; dışarıdan gelen hammaddeleri işe yarayacak parçalara ayrıştıran gelişmiş laboratuar ve rafineriler; hücrenin içine alınacak veya dışına gönderilecek malzemelerin giriş-çıkış kontrollerini yapan uzman hücre zarı proteinleri bu karmaşık yapının yalnızca bir bölümünü oluştururlar. İşte peroksizomda bu bölümlerden yalnızca bir tanesidir ve o da kendi içinde ait olduğu şehir gibi son derece kompleks bir yapıya sahiptir.
Peroksizom hücredeki diğer organellerle uyum içinde çalışırken kendi içindeki dengesini de büyük bir düzen ve hassasiyetle sürdürür. Bu düzeni devam ettirmek ve iç dengesini korumak için ihtiyacı olan birçok maddeyi gerektiği miktarda temin eder. Kendi karşılayamadığı ihtiyaçları ise, dış ortamdan büyük bir titizlikle seçip alır. Bu maddeleri belli bir dizi işlemden geçirir. He işlem büyük bir titizlikle gerçekleştirilir. Çünkü yapılacak bir hata ya da atlanan bir işlem şehirde yaşayanların tamamının hayatına mal olacaktır.
Peroksizom isimli tesisin içinde bir işçi gibi çalışan enzimler görevlerini çok iyi bilirler. Hiç biri bir diğerinin işine karışmaz ya da görevini bir saniyelik dahi olsa ihmal etmez. Bu işçiler işlerini yaparken bir saatin dişlileri gibi büyük bir koordinasyon içinde hareket ederler.
Tesise girecek ve çıkacak maddeler en baştan bellidir. Şehirde dolaşan herhangi bir madde tesadüfen tesisin kapılarından içeri giremez. Tesisin içinde amaçsız tek bir molekül bile bulunmaz. Tesis dışına çıkışlar da aynı şekilde hassas kontroller, sıkı denetimler sonucunda gerçekleşir. Hammaddeleri alır, işler ve yeni ürünler olarak hücre dışında belli adreslere gönderir. Bu adreslerdeki başka tesislerde yeni işlemlere tabi tutulan ürünler yeniden peroksizoma geri döner. Peroksizom bu ürünlere son şeklini vererek en son gitmesi gereken yere teslim eder. Görüldüğü gibi koordinasyon sadece peroksizomun kendi içinde değil şehirdeki diğer tesisler arasında da titizlikle sürdürülmektedir.
Tüm bunları yapan tesis; içerdiği bunca yapı ve sisteme, içinde sürüp giden sayısız faaliyete rağmen, kilometrekarelerce büyüklüğündeki bir şehirde değil, yalnızca milimetrenin yüzde biri kadar küçük bir hücrenin içinde yer alır.
Şehirleri ve onların içlerindeki tesisleri hazırlayan planlamacılar ve mühendisler, bizim "akıl" diye tarif ettiğimiz şeye, yani; düşünme, analiz etme, karar verme gibi yeteneklere sahiptirler. Peroksizoma ve onunla birlikte hücrenin içindeki diğer tesislerde ortaya konan "akıl gösterisi", insanlar tarafından kolay kolay erişilemeyecek düzeydedir.
Ancak, peroksizomda ya da hücrenin genelinde ortaya çıkan aklın, hücreye "ait" olduğunu kabul etmemiz mantıksal olarak mümkün değildir. Çünkü "akıl gösterisi" yaptıklarını söylediğimiz hücre parçacıkları, birer molekül yığınından başka bir şey değildir Yaptıkları işler dikkate alındığında her birinin sofistike bir biçimde "düşünebilmeleri" gerekir, ama bir beyinleri yoktur. Aslında hiçbir şeyleri yoktur; ne gözleri, ne kulakları, ne dokunma duyuları, ne de sinir sistemleri vardır. Bunlar ardı ardına dizilmiş aminoasitlerden oluşan kimyasal zincirlerden başka bir şey değildirler.
Ama görme, duyma, hissetme, düşünme, karar verme yeteneğinden yoksun olan bu kimyasal bileşikler, oldukça ihtişamlı bir "akıl gösterisi" sergilemektedirler.
O zaman şu soruyu sormamız gerekir: Bu aklın kaynağı nedir?
Doğa, ‘akıl gösterisi yapan akılsız varlık’larla doludur. Peroksizomda, ya da doğada bulunan canlılara ait tüm detaylarda, ortaya çıkan akıl, "kendi kendine" oluşan bir akıl değildir. Tüm varlıklar, Allah’ın kendilerine emrettiği görevleri yapmaktadırlar ve bu işlerde ortaya çıkan akıl, Allah'ın aklıdır.
Vücudumuzun yapıtaşı olan hücre de modern bir şehir gibidir. İçinde mitokondri, ribozom, lizozom gibi yaşamsal öneme sahip birçok tesis mevcuttur. Bunlardan biri de Peroksizom denilen, tek zarlı yapıdan oluşan küresel veya oval yapılı küçücük bir organeldir. İnsan hücrelerinin birçoğunda 500 kadar peroksizom vardır. Her peroksizomda, ayrı ayrı işlevleri olan ve enzim olarak isimlendirilen 50 çeşit biyokimyasal madde bulunur.
Hücrelerimizin temel enerji kaynağı şeker molekülüdür. Normal şartlarda, bu şeker molekülü karbonhidratlardan elde edilir. Ancak bazı özel durumlarda, örneğin ihtiyaç halinde, yağlardan da şeker üretmek mümkündür. İşte peroksizomların içlerinde bulunan özel işçi molekülleri enzimler, yağdan şeker molekülü elde etmeye yarayan kimyasal işlemleri başlatırlar. Bu sayede, - örneğin filizlenmekte olan tohumda - peroksizom, yağı kullanarak enerjinin elde edilmesini sağlar. Perksizomlar yağ asitlerini oksitleyerek metabolik enerjinin en büyük kaynağını oluştururlar ve bu özellikleriyle hücre için hayati bir rol oynarlar. Bu nedenle peroksizomun hücre içindeki değeri, bir şehri besleyen elektrik santraline benzetilebilir.
Özellikle bitkilerde peroksizomun enerji üretme özelliği çok daha önemlidir çünkü insan ve hayvan hücrelerinde yağ asitlerinin enerjiye çevrilmesi, perosizomlarda olduğu gibi ribozomlarda da yapılabilir. Oysa bitki hücrelerinde bu, sadece peroksizomlarda gerçekleştirilir. Peroksizomların özellikle bitkilerde iki önemli işlevi vardır. İlk olarak, tohumda bulunan peroksizomlar, depolanmış yağ asitlerinin karbonhidratlara çevirerek filizlenen bir bitkinin büyümesi için gerekli enerjiyi sağlarlar. Peroksizomun yaşamsal öneme sahip diğer bir görevi de, fotosentez sırasında ortaya çıkan bir yan ürünün metabolizmaya katılması ile ilgilidir. “Glioksalat döngüsü” olarak bilinen bu olay oldukça karmaşık bir süreçte gerçekleşir.
Peroksizomlar rafinerilere benzerler; rafineriler ham petrolün işlenip farklı ürünlere dönüştürüldüğü yerlerdir. Peroksizomlar da, yağ asitlerinin şekere dönüşümünü başlatan enzimleri içerirler.
Peroksizomlar sadece bir üretim merkezi değildir; aynı zamanda bir arıtma tesisi gibi de çalışırlar: Vücudumuzda her an çeşitli nedenlerle, pek çok zehirli madde oluşur. Bunların derhal etkisiz hale getirilmesi şarttır. Aksi halde kısa bir süre içinde zehirlenerek hayatımızı kaybederiz. İşte peroksizomlar vücudumuzda ortaya çıkan son derece tehlikeli zehirlerden kurtulmamızı sağlayan tesislerden biridir. Peroksizomlarda bulunan enzimler, zehirli maddeleri etkisiz hale getirirler. Özellikle karaciğer ve böbrek hücrelerinde kan yoluyla gelen birçok zehirli madde bu yolla temizlenir.
Hem enerji elde edilirken, hem de zehirli maddelerin etkisini gidermek için yapılan işlerde başka bir yan ürün ortaya çıkar. Bu yan ürün, bilimsel adı hidrojen peroksit olarak bilinen zehirli maddedir. Eğer peroksimoz, sadece yukarıda bahsedilen işleri yapıyor olsaydı, açığa çıkan hidrojen peroksit, hücrelerimize büyük zararlar verirdi. Ancak tıpkı planlanmış bir şehir gibi en ince ayrıntısına kadar mükemmel işleyen hücrelerimizde böyle bir durum asla yaşanmaz.
Hidrojen peroksit ve tehlikeli diğer peroksit bileşikleri, katalaz ve peroksidaz gibi enzimleri içeren “peroksizom” organelinde parçalanır ve böylece verecekleri zararlı etki ortadan kaldırılır. Perksizom tesisinde bir işçi gibi çalışan katalaz enzimleri, hidrojen peroksiti su molekülüne dönüştürerek, hidrojen peroksitin neden olabileceği tehlikeden hücreyi korumuş olur.
Su arıtma tesislerinde, suyun içinde bulunan ve bizim için zararlı olacak maddeler temizlenir. Aynı bunun gibi katalaz enzimi de zehirli bir madde olan hidrojen peroksiti hücre içine sokmaz.
Her bir hücre, bütün çalışma sistemleri, haberleşmesi, ulaşımı ve yönetimiyle adeta büyük bir şehiri andırır: Hücrenin sarf ettiği enerjiyi üreten santraller; yaşam için zorunlu olan enzim ve hormonları üreten fabrikalar; üretilecek bütün ürünlerle ilgili bilgilerin kayıtlı bulunduğu bir bilgi bankası; bir bölgeden diğerine hammaddeleri ve ürünleri nakleden kompleks taşıma sistemleri, boru hatları; dışarıdan gelen hammaddeleri işe yarayacak parçalara ayrıştıran gelişmiş laboratuar ve rafineriler; hücrenin içine alınacak veya dışına gönderilecek malzemelerin giriş-çıkış kontrollerini yapan uzman hücre zarı proteinleri bu karmaşık yapının yalnızca bir bölümünü oluştururlar. İşte peroksizomda bu bölümlerden yalnızca bir tanesidir ve o da kendi içinde ait olduğu şehir gibi son derece kompleks bir yapıya sahiptir.
Peroksizom hücredeki diğer organellerle uyum içinde çalışırken kendi içindeki dengesini de büyük bir düzen ve hassasiyetle sürdürür. Bu düzeni devam ettirmek ve iç dengesini korumak için ihtiyacı olan birçok maddeyi gerektiği miktarda temin eder. Kendi karşılayamadığı ihtiyaçları ise, dış ortamdan büyük bir titizlikle seçip alır. Bu maddeleri belli bir dizi işlemden geçirir. He işlem büyük bir titizlikle gerçekleştirilir. Çünkü yapılacak bir hata ya da atlanan bir işlem şehirde yaşayanların tamamının hayatına mal olacaktır.
Peroksizom isimli tesisin içinde bir işçi gibi çalışan enzimler görevlerini çok iyi bilirler. Hiç biri bir diğerinin işine karışmaz ya da görevini bir saniyelik dahi olsa ihmal etmez. Bu işçiler işlerini yaparken bir saatin dişlileri gibi büyük bir koordinasyon içinde hareket ederler.
Tesise girecek ve çıkacak maddeler en baştan bellidir. Şehirde dolaşan herhangi bir madde tesadüfen tesisin kapılarından içeri giremez. Tesisin içinde amaçsız tek bir molekül bile bulunmaz. Tesis dışına çıkışlar da aynı şekilde hassas kontroller, sıkı denetimler sonucunda gerçekleşir. Hammaddeleri alır, işler ve yeni ürünler olarak hücre dışında belli adreslere gönderir. Bu adreslerdeki başka tesislerde yeni işlemlere tabi tutulan ürünler yeniden peroksizoma geri döner. Peroksizom bu ürünlere son şeklini vererek en son gitmesi gereken yere teslim eder. Görüldüğü gibi koordinasyon sadece peroksizomun kendi içinde değil şehirdeki diğer tesisler arasında da titizlikle sürdürülmektedir.
Tüm bunları yapan tesis; içerdiği bunca yapı ve sisteme, içinde sürüp giden sayısız faaliyete rağmen, kilometrekarelerce büyüklüğündeki bir şehirde değil, yalnızca milimetrenin yüzde biri kadar küçük bir hücrenin içinde yer alır.
Şehirleri ve onların içlerindeki tesisleri hazırlayan planlamacılar ve mühendisler, bizim "akıl" diye tarif ettiğimiz şeye, yani; düşünme, analiz etme, karar verme gibi yeteneklere sahiptirler. Peroksizoma ve onunla birlikte hücrenin içindeki diğer tesislerde ortaya konan "akıl gösterisi", insanlar tarafından kolay kolay erişilemeyecek düzeydedir.
Ancak, peroksizomda ya da hücrenin genelinde ortaya çıkan aklın, hücreye "ait" olduğunu kabul etmemiz mantıksal olarak mümkün değildir. Çünkü "akıl gösterisi" yaptıklarını söylediğimiz hücre parçacıkları, birer molekül yığınından başka bir şey değildir Yaptıkları işler dikkate alındığında her birinin sofistike bir biçimde "düşünebilmeleri" gerekir, ama bir beyinleri yoktur. Aslında hiçbir şeyleri yoktur; ne gözleri, ne kulakları, ne dokunma duyuları, ne de sinir sistemleri vardır. Bunlar ardı ardına dizilmiş aminoasitlerden oluşan kimyasal zincirlerden başka bir şey değildirler.
Ama görme, duyma, hissetme, düşünme, karar verme yeteneğinden yoksun olan bu kimyasal bileşikler, oldukça ihtişamlı bir "akıl gösterisi" sergilemektedirler.
O zaman şu soruyu sormamız gerekir: Bu aklın kaynağı nedir?
Doğa, ‘akıl gösterisi yapan akılsız varlık’larla doludur. Peroksizomda, ya da doğada bulunan canlılara ait tüm detaylarda, ortaya çıkan akıl, "kendi kendine" oluşan bir akıl değildir. Tüm varlıklar, Allah’ın kendilerine emrettiği görevleri yapmaktadırlar ve bu işlerde ortaya çıkan akıl, Allah'ın aklıdır.
Gözle görülemeyecek kadar küçük bir organelden dev bir yıldıza kadar herşey, Allah'ın "vahyettiği" akıl ile hareket ederler. Allah, hepsine belirli bir görev ve onu yapacak kadar "bilinç" vahyetmiştir ve onlar da Allah'a boyun eğmiş olarak görevlerini kusursuz bir şekilde yerine getirirler. Bir ayette şöyle buyrulur:
“Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na ‘gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar.”
“Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na ‘gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar.”
(Rum Suresi, 26)